Alanyas Vergangenheit, Gegenwart und Zukunft im Gesundheitstourismus

Alanyas Vergangenheit, Gegenwart und Zukunft im Gesundheitstourismus

Alanya ist seit jeher ein Juwel des türkischen Tourismus – dank seiner einzigartigen Natur, seines historischen Erbes, des milden Klimas und der Gastfreundschaft seiner Bewohner. Mit einer breiten Palette an Unterkünften, von familiären Pensionen bis hin zu Fünf-Sterne-Hotels, bietet Alanya für jeden Geschmack etwas und gilt heute nicht nur als Urlaubsstadt, sondern auch als Zentrum für Gesundheitstourismus.

 

Der Prozess von der Touristengesundheit zum Gesundheitstourismus

Der Tourismus birgt gewisse Gesundheitsrisiken. Plötzliche Erkrankungen, die während des Urlaubs auftreten können, haben zum Konzept der „Touristengesundheit“ geführt, und Alanya ist diesbezüglich in der Türkei zu einem Vorbild geworden.

Dank der engen Zusammenarbeit zwischen privaten und öffentlichen Gesundheitseinrichtungen und der Erfahrung von über einem halben Jahrhundert gelingt es unserer Stadt, ausländischen Besuchern schnelle, qualitativ hochwertige und zuverlässige Gesundheitsdienstleistungen anzubieten.

Diese Erfahrung hat im Laufe der Zeit den Grundstein für den Gesundheitstourismus gelegt und Alanya von einem reinen Touristenziel in ein „Ziel für gesundes Leben“ verwandelt.

Zahntourismus: Alanyas erster Schritt im Gesundheitstourismus

Die Wurzeln des Gesundheitstourismus in Alanya lassen sich auf die rund 42.000 ausländischen Einwohner zurückführen, die hier Immobilien erworben und die Stadt zu ihrer zweiten Heimat gemacht haben.

Diese Personen, insbesondere diejenigen, die im Rahmen des Zahntourismus qualitativ hochwertige und erschwingliche Leistungen im Bereich der Mund- und Zahngesundheit erhalten hatten, empfahlen sie voller Überzeugung weiter.

So hat sich Alanya zu einem der führenden Zentren für Zahntourismus in Europa mit einer natürlichen Referenzkette entwickelt.

Heute bieten Zahnkliniken in Alanya nicht nur Touristen, sondern auch ansässigen Ausländern und ihren Gästen erfolgreich fortschrittliche Dienstleistungen wie Implantate, kosmetische Zahnheilkunde, Zirkonkronen und Zahnaufhellung an.

Alanya glänzt in den Bereichen medizinische Ästhetik, Filler und Botox.

Alanya hat sich in den letzten Jahren im Bereich der ästhetischen Medizin rasant entwickelt. Kliniken in Alanya, die sich auf Mesotherapie, Filler und Botox-Behandlungen spezialisiert haben, sind aufgrund ihrer Qualität und ihres günstigen Preises bei internationalen Patienten sehr beliebt.

Sowohl einheimische Ausländer als auch Touristen, die einen Kurzurlaub machen, zeigen eine hohe Zufriedenheit mit Botox-Kliniken, Mesotherapiezentren und ästhetischen Behandlungen in Alanya.

Die durch Inspektionen des Gesundheitsministeriums verschärften Standards haben Alanya zu einem sicheren Ziel für ästhetische Medizin gemacht.

Heute bieten Ärzte in der Stadt Dienstleistungen in den Bereichen Botox, Filler, PRP, Mesotherapie, Gesichtsverjüngung und Hauterneuerung an, die europäischen Standards entsprechen.

Alanya hat in der Mesotherapie und bei Fillerbehandlungen europäische Standards erreicht.

Die Mesotherapiezentren in Alanya bieten sowohl lokalen als auch internationalen Patienten natürliche und dauerhafte Ergebnisse mit modernster Ausrüstung.

Die in Filler- und Botox-Behandlungen verwendeten medizinischen Materialien sind vom Gesundheitsministerium vollständig zugelassen. Viele Kliniken in unserer Stadt haben internationale Akkreditierungsverfahren durchlaufen und bieten Dienstleistungen auf dem gleichen Qualitätsniveau wie führende europäische Klinikketten für ästhetische Medizin an.

Langlebigkeits- und Gesundheitscamps: Alanyas Vision für die Zukunft

Alanya hat eine vielversprechende Zukunft nicht nur im Bereich des Kurtourismus, sondern auch im Bereich des Präventions- und Wellnesstourismus.

Es wird erwartet, dass in den kommenden Jahren Boutique-Hotelkonzepte, die Langlebigkeit, Entgiftung, Atemtherapie, Raucherentwöhnung, Gesundheitscamps und Spa-Wellness-Angebote kombinieren, rasant zunehmen werden.

Alanyas Natur, Klima und das ausgewogene Verhältnis von Meer und Wald entsprechen perfekt den Erwartungen von Touristen aus aller Welt, die im Urlaub „Erholung und einen gesunden Lebensstil“ suchen.

Die globale Führungsrolle der Türkei im Gesundheitstourismus:

TÜRKİYE’NİN SAĞLIK TURİZMİNDE KÜRESEL GÜCÜ 

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi ve Uluslararası Sağlık Turizmi Enstitüsü iş birliğiyle düzenlenen Uluslararası Sağlık ve Spor Turizmi Kongresi, Türkiye’nin sağlık ve spor turizmi alanındaki akademik birikimini, sektör tecrübesini ve kamusal vizyonunu aynı platformda buluşturan önemli bir organizasyondur. Bu yıl da devlet kurumları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcilerinin yoğun katılımıyla yapılacak kongre; sağlık turizmi ekosisteminin bilimsel, ekonomik ve yönetsel boyutlarının ortak bir vizyon etrafında şekillenmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.

Türkiye bugün sağlık ve spor turizmi alanında yalnızca hizmet sunan bir ülke olmaktan çıkmış; küresel ölçekte standartları belirleyen, medikal hizmet kalitesiyle uluslararası güven kazanan ve sağlık turizmi pazarında yön belirleyen güçlü bir aktör haline gelmiştir. Ülkemiz, dünyada sağlık turizminin her segmentini aynı anda üretebilen ve pazarlayabilen ender ülkelerden biridir. Radikal cerrahiler, onkolojik vakalar, organ transplantasyonları gibi ileri düzeydeki tıbbi işlemlerle “medikal mükemmeliyet” kimliğini pekiştirirken; saç ekimi, estetik cerrahi, dental turizm, fizik tedavi ve rehabilitasyon gibi bireysel tercihlere dayalı uygulamalar da hizmet çeşitliliğini tamamlamaktadır. Bu zenginlik, Türkiye’yi sadece bir sağlık destinasyonu değil, aynı zamanda güvenin, kalitenin ve sürdürülebilirliğin merkezi haline getirmiştir.

Coğrafi konumu, ulaşım kolaylığı, iklim koşulları ve modern sağlık altyapısına sahip olması sayesinde Türkiye, dünya genelinde sağlık ve turizmi bütünleştiren öncü ülkeler arasında yer alıyor. Bu avantajlar, son yıllarda ivme kazanan yeni eğilimlerle birleştiğinde; sağlık otelciliği, uzun ve sağlıklı yaşam (long-vity) konseptleri, detoks ve sağlıklı yaşam programları, senatoryum merkezleri gibi modeller ortaya çıkıyor. Bu yeni sağlık turizmi anlayışı, tedaviyi bir deneyim haline dönüştürürken bireylere hem fiziksel hem ruhsal iyileşme imkânı sunmaktadır.

Ayrıca Türkiye, termal kaynak zenginliği bakımından da dünyanın önde gelen ülkelerindendir. Kaplıca ve spa merkezlerinin medikal turizmle entegre edilmesi, ülkemizi hem tedavi hem yenilenme odaklı turizmde farklı bir konuma taşımıştır. Bununla birlikte, 65 yaş üstü bireylere yönelik geriatri turizmi ve engelli dostu turizm alanlarında geliştirilen uygulamalar, Türkiye’nin sağlık turizmini yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda toplumsal kapsayıcılığın bir göstergesi haline getirmektedir.

Bu kapsamlı organizasyonda Alanya Sağlık Turizmi Derneği olarak da yer alıyoruz. Derneğimizin Başkan Yardımcısı Ahmet Girgin, kongrede “Sağlık Yönetiminde Yenilikçi Yaklaşımlar” oturumunda, “Sağlık Turizmi Yönetiminde Global Perspektif: Trendleri Anlamak ve Uygulamak” başlıklı bir sunum gerçekleştirecektir. Sunumda dünya sağlık turizmi pazarındaki güncel eğilimler, rekabet dinamikleri ve Türkiye’nin küresel ölçekteki konumunu güçlendirecek politikalar ele alınacaktır. Özellikle dijitalleşme, sürdürülebilirlik, uluslararası akreditasyon ve hizmet ihracatı gibi konulara odaklanılacaktır.

Sağlık turizmi günümüzde sadece ekonomik bir alan değil; diplomasi, kamu sağlığı, ulusal marka yönetimi ve kültürel etkileşimi de kapsayan çok boyutlu bir stratejik sektördür. Türkiye’nin son yıllarda sağlık altyapısına yaptığı yatırımlar, devlet-özel sektör iş birlikleri, kalite standartlarının yükseltilmesi ve kamu destekli teşvik modelleriyle birlikte, ülkemiz sağlık turizmi alanında uluslararası güveni tesis etmiş durumdadır.

Bu kongre, tüm bu sürecin bilimsel, yönetsel ve stratejik zeminini güçlendiren bir buluşmadır. Akademisyenlerin, sektör temsilcilerinin ve kamu otoritelerinin aynı masada fikir üretmeleri; sağlık turizminin geleceğine yön verecek yol haritalarının ortak akılla belirlenmesini sağlayacaktır. Bu bağlamda, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Kasım Karahocagil ve Uluslararası Sağlık Turizmi Enstitüsü Başkanı Dr. Fatih Seyran’a ve tüm emeği geçen paydaşlara içtenlikle teşekkür ediyoruz. Ülkemizin sağlık turizmi alanındaki uluslararası saygınlığını artıracak, bilimsel düşünceyi ve iş birliğini teşvik edecek bu tür organizasyonların artarak devam etmesini gönülden temenni ediyoruz. Alanya Sağlık Turizmi Derneği olarak, ülkemizin sağlık turizminde sürdürülebilir büyümesini destekleyen her platformda aktif rol almaktan gurur duyuyoruz.

Der Gesundheitstourismusverband von Alanya unterstützt eine gemeinsame Zukunft

Der Alanya Gesundheitstourismusverband unterstützt eine gemeinsame Zukunft.

 

Der Workshop zum Tourismus-Masterplan Alanya, der am 16. Oktober 2025 im Konferenzsaal des Alanya Doğanay Hotels stattfand, markierte einen historischen Schritt für die Zukunft der Stadt. Der Workshop, der alle Aspekte des Tourismus in der Region Alanya untersuchte, begann mit großem Enthusiasmus und dem Ziel, das Potenzial Alanyas in eine besser geplante, partizipative und nachhaltige Struktur zu überführen. Dieser achtmonatige Prozess wird unter der Koordination der Alanya Promotion Foundation (ALTAV) und mit Unterstützung der Alanya Alaaddin Keykubat Universität, der Universität Alanya, des Bezirksgouverneursamts Alanya, der Stadtverwaltung Alanya, der Industrie- und Handelskammer Alanya (ALTSO), des Verbands der Tourismusveranstalter Alanya (ALTID), von TÜRSAB und zahlreicher zivilgesellschaftlicher Organisationen durchgeführt.

Dieser Workshop war mehr als nur ein Treffen; er war der Beginn einer gemeinsamen Vision, die die Zukunft Alanyas prägen sollte. Vertreter aus Dutzenden verschiedener Branchen – darunter Unterhaltung, Sport, Wassertourismus, Paragliding, Skigebiete, Transport, Gesundheit und Wellness – kamen zusammen, um alle Aspekte des Tourismus zu vereinen. Die Teilnehmer, jeder mit Erfahrung in seinem jeweiligen Bereich, tauschten in mehrstündigen Sitzungen ihre Ansichten aus, erarbeiteten Lösungsansätze und Zukunftsvisionen für den Tourismus. Diese rege Beteiligung verdeutlichte die Reife der Tourismuskultur in Alanya und die Bereitschaft der lokalen Akteure zur Zusammenarbeit und zum Erreichen von Ergebnissen.

Die wissenschaftliche Koordination des Treffens übernahm Prof. Dr. Muharrem Tuna, Präsident der Tourismusakademikervereinigung. Prof. Dr. Burçin Cevdet Çetinsöz, Dekanin der Fakultät für Tourismus der ALKÜ, und Alper Gencelli, Projektkoordinator von ALTAV, wirkten ebenfalls an dieser Struktur mit, die akademische Expertise mit praktischer Erfahrung verband. Wissenschaftler, Beamte und Branchenvertreter kamen zusammen, um Alanyas touristische Identität nicht nur anhand vergangener Erfolge, sondern auch zukünftiger Trends neu zu definieren. Besonders wichtig war, dass alle Teilnehmer freiwillig und nicht aus Pflichtgefühl teilnahmen. Dieser Geist verdeutlicht, dass alle Akteure in Alanya heute im Sinne einer kooperativen Entwicklung und nicht im Wettbewerb handeln.

Als Alanya Health Tourism Association haben wir uns aktiv an diesem Prozess beteiligt. Unser Präsident, Dr. Tevfik Yazan, und unsere Vorstandsmitglieder waren ebenfalls bei den Gesprächen zum Thema Gesundheitstourismus anwesend, wo wir unsere Ideen zum Potenzial des Gesundheitstourismus in der Region vorstellten, unsere Branchenerfahrungen austauschten und unsere Erwartungen für die Zukunft darlegten.

Heute sind wir überzeugt, dass Alanya ein führendes Reiseziel im Gesundheitstourismus ist, insbesondere im Bereich Zahn- und Schönheitstourismus. Zukünftig erwarten wir, dass die Stadt auch bei Gesundheitshotels, Wellnesszentren und im Tourismus für Menschen mit Behinderungen und Senioren eine Vorreiterrolle einnehmen wird. In einer Zeit, in der täglich neue Wettbewerber im globalen Wettbewerb auftreten, sind wir fest davon überzeugt, dass Alanya, eine weltweit renommierte Stadt, durch die Integration des Gesundheitstourismus in den allgemeinen Massentourismus und die Zusammenarbeit mit diesen wichtigen Akteuren ein wegweisendes Modell im Gesundheitstourismus schaffen wird.

Der Aufstieg des türkischen Gesundheitstourismus im letzten Jahrzehnt hat seine Wurzeln in einer viel früheren Geschichte in Alanya. Westeuropäische und skandinavische Besucher, die sich vor etwa 35 Jahren in der Region niederließen, erhielten hier ihre ersten medizinischen Leistungen. Indem sie ihre Erfahrungen mit anderen teilten, legten sie in Alanya den Grundstein für den türkischen Gesundheitstourismus. Heute ist Alanya erneut Vorreiter, diesmal jedoch durch die Etablierung eines wissenschaftlich fundierten, geplanten und nachhaltigen Systems.

Die Diskussionen am Tisch zum Thema Gesundheitstourismus konzentrierten sich nicht nur auf aktuelle Probleme, sondern auch auf zukünftige Chancen. Konkrete Ziele wurden definiert, darunter die Annäherung von öffentlichem und privatem Sektor, gemeinsame Aktionen von NGOs im Bereich Gesundheitstourismus und die Stärkung der Struktur durch ein Clustermodell für Anbieter von Gesundheitsdienstleistungen. Gleichzeitig ist die Entwicklung einer Destinationsstrategie, die sich mit Projekten wie HİSER des Handelsministeriums integrieren lässt, wichtig für eine stärkere Positionierung Alanyas auf dem globalen Markt für Gesundheitstourismus.

Alanyas Lage zwischen zwei internationalen Flughäfen, seine hervorragende Gesundheitsinfrastruktur und das langjährige Vertrauensverhältnis zu ausländischen Patienten machen die Stadt zu einem der attraktivsten Gesundheitsziele der Türkei. In der kommenden Zeit wird mit steigenden Investitionen in Gesundheitshotels, Wellnesszentren, Einrichtungen für Geriatrie und Altenpflege sowie in den Tourismus für Menschen mit Behinderungen gerechnet. Diese Investitionen werden nicht nur einen wirtschaftlichen Beitrag leisten, sondern auch Teil eines sozialen Wandels sein, der Alanyas Ruf als „Stadt für gesundes Leben“ stärkt.

Wir danken allen, die zu diesem visionären Werk beigetragen haben, von Herzen. Unser tiefster Dank gilt dem Präsidenten der Tourismusakademikervereinigung, Prof. Dr. Muharrem Tuna; der Dekanin der Fakultät für Tourismus der Alanya Alaaddin Keykubat Universität, Prof. Dr. Burçin Cevdet Çetinsöz; Alper Gencelli, Vorstandsmitglied von ALTAV, der maßgeblich an der Umsetzung dieses Masterplans beteiligt war und als Koordinator fungierte; sowie Dr. Vildan Yılmaz, der die Bemühungen zur Clusterbildung im Gesundheitstourismus unterstützte, und dem Verband der Tourismusunternehmen in Alanya (ALTID).

Die für Alanya typische Einheit und Synergie bei jedem gemeinsamen Ziel war auch in diesem Projekt deutlich spürbar. Die Beiträge aller beteiligten Institutionen, insbesondere des Bezirksgouverneurs von Alanya, der Alanya Alaaddin Keykubat Universität, der Universität Alanya, der Handelskammer von Alanya (ALTSO), der Stadtverwaltung von Alanya und von ALTAV, haben einmal mehr gezeigt, dass die größte Stärke dieser Stadt in Solidarität und kollektiver Weisheit liegt.

Als Alanya Health Tourism Association freuen wir uns, Teil dieser wertvollen Zusammenarbeit zu sein, die der regionalen Entwicklung dient; wir glauben, dass dieser geplante Prozess, der alle Akteure des Tourismus unter einem gemeinsamen Ziel vereint, ein starkes Modell schaffen wird, das die Zukunft von Alanya prägen wird.

Diese geplante Transformation, die heute in Alanya beginnt, wird morgen eine neue Ära auf der Tourismuslandkarte unseres Landes einläuten. Und wir sind stolz darauf, Teil dieser Ära zu sein.

Neudefinition der Grenzen im Gesundheitswesen: Was sind die wichtigsten Änderungen durch das Omnibusgesetz?

SAĞLIKTA SINIRLAR YENİDEN ÇİZİLDİ:TORBA YASAYLA YAPILAN ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİKLER NELERDİR?

Das Omnibusgesetz vom 21. Juli 2025, das in vielen Bereichen des Gesundheitswesens Änderungen einführte – von der Leistungserbringung und Digitalisierungsmaßnahmen bis hin zu den Berufsrechten von Ärzten und den Werbebeschränkungen für private Gesundheitseinrichtungen –, hat einen Umstrukturierungsprozess in diesem Sektor angestoßen. Insbesondere Organisationen, die eng mit dem Gesundheitstourismus zusammenarbeiten, müssen diese Änderungen nicht nur als rechtliche Vorgaben, sondern auch als strategische Fragen betrachten, die ihre Dienstleistungsmodelle betreffen.

Ärzten ist es gestattet, in maximal zwei privaten Einrichtungen zu arbeiten.

Eine der bedeutendsten Gesetzesänderungen betraf Artikel 12 des Gesetzes Nr. 1219 über die Ausübung der ärztlichen Tätigkeit und verwandter Berufe vom 11. April 1928. Zuvor durften Ärzte an mehreren Orten arbeiten; nun dürfen sie maximal in zwei privaten Gesundheitseinrichtungen tätig sein. Ergänzend dazu können Ärzte, Zahnärzte und Fachärzte, unabhängig von einem öffentlichen Vertrag, gemäß Artikel 4/a des Gesetzes Nr. 5510 über die Sozial- und Krankenversicherung als angestellte Versicherte in privaten Gesundheitseinrichtungen arbeiten. Dies soll Schwarzarbeit verhindern und verpflichtet insbesondere Einrichtungen im Bereich des Gesundheitstourismus, institutionelle und überprüfbare Strukturen für die Anstellung von Ärzten einzurichten. Für Kliniken ist die Einhaltung der Versicherungsbestimmungen bei der Personalplanung und die Begrenzung der Vertragsanzahl daher nicht nur wünschenswert, sondern auch gesetzlich vorgeschrieben.

Neue Wege bei Werbeaktivitäten und Beschränkungen digitaler Inhalte

Die Beschränkungen für Werbeaktivitäten betreffen unmittelbar die Sichtbarkeit von Gesundheitsdienstleistungen im digitalen Raum. Mit dem neuen Absatz in Artikel 11 des Grundgesetzes über Gesundheitsdienstleistungen Nr. 3359 vom 7. Mai 1987 sind Werbeaktivitäten privater Gesundheitseinrichtungen, die über die Grenzen der Werbung und Information hinausgehen, ausdrücklich verboten. Laut der neuen Verordnung dürfen Gesundheitseinrichtungen nur noch Inhalte anbieten, die sich auf ihre Adresse, Kontaktdaten, Öffnungszeiten, die angebotenen Fachrichtungen, die akademischen und beruflichen Titel ihrer Mitarbeiter sowie Informationen zur Gesundheitsvorsorge beschränken. Einrichtungen, die diese Grenzen überschreiten, irreführende Angaben machen oder unlauteren Wettbewerb betreiben, werden mit einer Geldbuße von bis zu 1 TP3T2 ihrer Bruttoeinnahmen des Vormonats belegt, maximal jedoch mit 100.000 Türkischen Lira. Diese Bestimmung, die die Vermarktung von Gesundheitsdienstleistungen als „Produkt“ verhindern soll, erfordert eine Überprüfung der Content-Strategien von Akteuren im Gesundheitstourismus, insbesondere jener, die Patienten über soziale Medien und digitale Werbung gewinnen möchten.

Gebühren- und Auktionssystem für Lizenzen und Genehmigungen

Yatırım süreçlerini ilgilendiren en önemli değişiklik ise MADDE 57 ile birlikte yürürlüğe girdi. Artık Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlar tarafından verilen ruhsatlar, sertifikalar, permi belgeleri gibi dokümanlar için iki milyon Türk lirasını geçmemek üzere belirlenen tarifelere göre ücret alınabilecek. Ayrıca hastane açma veya belirli bir hizmeti verme hakkı sağlayan lisanslar açık artırma ile belirlenecek bedel karşılığında verilecek. Bu sistem, lisansların planlı şekilde dağıtılmasını sağlarken; sektöre girmek isteyen yatırımcıların mali planlamalarını daha öngörülebilir kılacak. Elde edilen lisans gelirlerinin %75’i, ülkemizin sağlık turizmini dünyaya tanıtmakla görevli olan Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ)’a aktarılacak.

Digitalisierung der Patienteneinwilligungsprozesse und das Zeitalter der elektronischen Signaturen

Ein weiterer wichtiger Punkt betrifft die Digitalisierung der Patienteneinwilligungsprozesse. Dank eines neuen Absatzes in Artikel 70 des Gesetzes Nr. 1219 können Patienteneinwilligungsformulare nun elektronisch per Biometrie, Mobilgerät oder E-Signatur-App eingeholt werden. Diese Neuerung ermöglicht insbesondere Gesundheitseinrichtungen, die Vorgespräche mit internationalen Patienten führen, eine schnellere und rechtskonforme Digitalisierung der Einwilligungsdokumente. Die Verfahren und Grundsätze dieses Systems werden vom Gesundheitsministerium mit Zustimmung der Behörde für Informations- und Kommunikationstechnologien (BTK) festgelegt. Die Verhängung einer Verwaltungsstrafe von 250 TL für Gesundheitseinrichtungen, die gegen die Verordnung verstoßen, verpflichtet alle Einrichtungen, ihre digitale Kommunikation mit Patienten zu verbessern.

Gesamtbewertung

Die durch das neue Omnibusgesetz eingeführten Bestimmungen zwingen den Gesundheitstourismus nicht nur zur Einhaltung gesetzlicher Vorschriften, sondern auch zur Neudefinition seiner Branchenidentität. Die Auswirkungen dieser Änderungen müssen nicht nur aus rechtlicher Sicht, sondern auch im Hinblick auf Servicestrategien, Patientenbeziehungen und internationale Wettbewerbsfähigkeit betrachtet werden.

Aus positiver Sicht stärkt die Verpflichtung von Ärzten zur Arbeit innerhalb versicherter und institutioneller Strukturen das Vertrauen internationaler Patienten in eine sichere Versorgung. Diese durch Aufsicht unterstützte Struktur erhöht die ethischen Standards. Darüber hinaus bietet die Einführung digitaler Einwilligungssysteme erhebliche Vorteile hinsichtlich Geschwindigkeit und Sicherheit, insbesondere bei Erstgesprächen mit internationalen Patienten.

Diese Reformen könnten jedoch Anpassungsprozesse nach sich ziehen, insbesondere für kleine und mittlere Kliniken. Die Beschränkung der Berufsausübung von Ärzten auf nur zwei Einrichtungen erfordert möglicherweise eine sorgfältige und vorausschauende Planung, vor allem in Regionen mit einem begrenzten Ärzteangebot. Ebenso ist absehbar, dass die Einschränkungen für Werbeaktivitäten die Gewohnheiten im digitalen Marketing verändern werden. Dies könnte eine Neuausrichtung der Strategien von Anbietern im Gesundheitstourismus notwendig machen, die seit Jahren über soziale Medien mit Patienten kommunizieren, und gleichzeitig den Weg für ethische, informative und aufklärerische Ansätze in der Content-Erstellung ebnen. Kurzfristige Schwankungen der Patientenzahlen sind während dieser Übergangsphase möglich.

Die Vergabe von Lizenzen über ein gebühren- und auktionsbasiertes System könnte eine erhebliche finanzielle Hürde für neue Investoren darstellen. Daher ist es unerlässlich, dass der Sektor diesen Übergang mit staatlicher Unterstützung nachhaltiger gestaltet. Darüber hinaus könnte die Lenkung der generierten Einnahmen in den Gesundheitstourismus über USHAŞ (Türkische Gesundheitsdienstleistungsgesellschaft) bei entsprechender Planung den Sektor langfristig stärken.

Zusammenfassend lässt sich sagen, dass dieses Sammelgesetz nicht nur eine Harmonisierung darstellt, sondern einen Prozess der Neupositionierung im Gesundheitstourismus. Kliniken müssen die Regeln nicht nur einhalten, sondern sie auch in eine Grundlage für Qualität umwandeln. Für Regionen wie Alanya, die sich im Gesundheitstourismus hervorgetan haben, birgt diese Phase kurzfristig Herausforderungen, bietet aber langfristig Chancen in Bezug auf Reputation, Qualität und Nachhaltigkeit. Die Nutzung dieser Chancen ist nur mit der Agilität und Weitsicht der Akteure des Sektors möglich.

Klicken Sie hier, um zur Webseite der am Donnerstag, den 24. Juli 2025, veröffentlichten Ausgabe des Amtsblatts zu gelangen.

Klicken Sie hier, um die am Donnerstag, den 24. Juli 2025, veröffentlichte Amtsblattausgabe herunterzuladen.

 

Das im Amtsblatt veröffentlichte Gesetz

Ein Aufruf zur Sensibilisierung für das Thema Gesundheitstourismus

SAĞLIK TURİZMİ ADINA DUYARLILIK ÇAĞRISI 

Wir bedauern die kürzlich in der Lokalpresse und in sozialen Medien veröffentlichten Vorwürfe des „Missbrauchs von Touristenversicherungen“, die einige Gesundheitseinrichtungen und Hotels in den Regionen Alanya und Antalya betreffen. Als Alanya Health Tourism Association sind wir nicht nur eine regionale Gesundheitsorganisation, sondern auch eine Nichtregierungsorganisation mit zehnjähriger Geschichte, die sich aktiv an zahlreichen nationalen und internationalen Prozessen im Bereich Gesundheitstourismus beteiligt hat.

Unser Verband setzt sich seit seiner Gründung im Jahr 2015 dafür ein, dass Gesundheitseinrichtungen, die Touristen – insbesondere in touristisch stark frequentierten Gebieten – bei plötzlichen Erkrankungen versorgen, transparent, qualitativ hochwertig und zu fairen Preisen arbeiten. Dies dient dem Wohl des Landes, das vom Massentourismus profitiert. Darüber hinaus strebt unser Verband an, dass Touristen im Falle einer plötzlichen Erkrankung sowohl im öffentlichen als auch im privaten Sektor umgehend medizinische Hilfe erhalten. Dies stärkt das Sicherheitsgefühl in der Türkei und trägt dazu bei, das positive Image der Türkei als Vorbild im Gesundheitswesen nachhaltig zu festigen.

Wir standen in der Vergangenheit vor ähnlichen Problemen. Insbesondere die hohen Deckungssummen westeuropäischer Versicherungsgesellschaften führten zu erheblichen Schwierigkeiten bei der Gesundheitsversorgung von Touristen in unserem Land, sowohl im privaten als auch im öffentlichen Sektor. 2015 übertrug das Gesundheitsministerium die Abwicklung der touristischen Gesundheitsleistungen in den öffentlichen Krankenhäusern der Küstenregionen an ein spanisches Privatunternehmen. Im Zuge dessen wurden Leistungen unserer öffentlichen Krankenhäuser ausländischen Versicherungen zu überhöhten Preisen in Rechnung gestellt, und einige unserer Krankenhäuser wurden von ausländischen Versicherungen auf die schwarze Liste gesetzt. Als Verband haben wir diesen Prozess damals aktiv überwacht, um diese unrechtmäßigen Praktiken zu stoppen, und maßgeblich zu ihrer Beendigung beigetragen.

Das Auftreten solcher systemischer Probleme selbst in öffentlichen Krankenhäusern verdeutlicht die Anfälligkeit unseres Gesundheitssystems gegenüber den unausgewogenen und unkontrollierten Auswirkungen internationaler Versicherungssysteme. Diese Situation gefährdet nicht nur den gegenwärtigen, sondern auch den zukünftigen Anteil der Türkei am Gesundheitstourismus. Denn künftig wird sich die Zielgruppe des Gesundheitstourismus nicht mehr auf Haartransplantationen, Zahnbehandlungen oder kosmetische Eingriffe beschränken, sondern auch ältere Menschen, Patienten, die radikale Operationen benötigen, und Krebspatienten umfassen. Dies erschwert den Aufbau einer gesunden, nachvollziehbaren und fairen Beziehung zu internationalen Versicherungsunternehmen.

Heute stellt eine ähnliche Struktur eine ernsthafte Bedrohung dar. Die Praxis, Gesundheitseinrichtungen in Hotels wie gewinnorientierte Unternehmen – etwa Badehäuser, Märkte, Tattoo-Studios oder Autovermietungen – zu behandeln und sie zu überhöhten Preisen an private Krankenhäuser, Kliniken oder Praxen zu vermieten, widerspricht völlig dem Wesen der Gesundheitsversorgung. Die Vermarktung dieser Räumlichkeiten durch Vorverkäufe vor Saisonbeginn und die Forderung der Hotelleitungen nach kostenlosen Gesundheitsleistungen für sich und ihre Führungskräfte im Gegenzug für diese Vermietungen überschreiten ethische Grenzen und führen zu systemischer Korruption.

Die Tatsache, dass diese Einrichtungen für Leistungen im Falle eines plötzlichen Gesundheitsproblems überhöhte Beträge verlangen, die eher auf wirtschaftlichen Erwartungen als auf medizinischer Notwendigkeit beruhen, untergräbt das Vertrauen der Touristen und schafft einen Nährboden für die Wahrnehmung in der europäischen Öffentlichkeit: „Wenn du in die Türkei fährst, solltest du nicht krank werden.“

Gesundheitstourismus und Massentourismus sind heute eng miteinander verknüpft. Wird der Zugang von Touristen zu Gesundheitsleistungen und ihr Sicherheitsgefühl beeinträchtigt, leidet nicht nur der Gesundheitstourismus, sondern das gesamte touristische Potenzial unseres Landes unmittelbar. Bedauerlicherweise enthalten die 2017 erlassene „Verordnung über internationalen Gesundheitstourismus und touristische Gesundheit“ sowie die am 26. April 2025 veröffentlichte neue Verordnung keine Definitionen, Regeln oder Kontrollmechanismen für die Aktivitäten von „Assistenzunternehmen“, die zu den wichtigsten Akteuren in diesem Bereich zählen. Dabei ist dieses System in der Türkei seit fast 30 Jahren aktiv.

Wir sind der Ansicht, dass das Gesundheitsministerium dringend mit dem Tourismusministerium zusammenarbeiten muss, um in dieser Angelegenheit verbindliche Regelungen zu erlassen. Die Gesundheit von Touristen und die Beziehungen zu Assistance-Unternehmen sollten klar definiert und in transparenten, nachvollziehbaren und durchsetzbaren Vorschriften geregelt werden.

Sollten sich diese Berichte als wahr erweisen, müssen umgehend strafrechtliche Ermittlungen eingeleitet werden; sollten sie sich als falsch erweisen, muss die Öffentlichkeit klar über diese Anschuldigungen informiert werden, die den regionalen Tourismus schädigen. Wir müssen sowohl der inländischen als auch der internationalen Öffentlichkeit beweisen, dass die Türkei ein entschlossenes und verantwortungsbewusstes Land ist, das in puncto ethischer Werte im Gesundheitstourismus keine Kompromisse eingeht.

Wir danken der Yeni Alanya Zeitung, einem lokalen Medienvertreter, der mit seinem transparenten, ethischen und aktuellen Ansatz zu Fragen des nachhaltigen Gesundheitstourismus und des sicheren Tourismus einen Beitrag zum Sektor leistet, für seine Sensibilität und wünschen ihm viel Erfolg bei seiner Arbeit.

Ich möchte die Öffentlichkeit darauf aufmerksam machen.

Mit freundlichen Grüße.

Ahmet Girgin

Alanya Gesundheitstourismus-Verband

Vizepräsident

Mit den neuen Bestimmungen hat im Gesundheitstourismus eine Phase des Chaos begonnen.

26. 04. 2025

Mit den neuen Bestimmungen hat im Gesundheitstourismus eine Phase des Chaos begonnen.

Ahmet GIRGIN

Alstud Başkan Yardımcısı

Yaşadığımız destinasyonda 20 yıla yakın süredir turistin sağlığı ile başlayan gözlemlerimiz, turist sağlığı hizmetleriyle birlikte yabancı hastaya dokunan tüm süreçlerde edindiğimiz bilgiler, on yıllık bölgesel destinasyonda dernek faaliyetleri, ulusal çapta federasyonlaşma çalışmaları ve federasyon faaliyetleri, Türkiye’nin ilk uluslararası sağlık turizmi fuarlarının başlangıç süreçlerinde yer almamız ve sağlık turizmi alanında kamu bünyesinde çalışan ilk saha ekiplerinin içinde bulunmamız bize önemli bir birikim kazandırmıştır.

Dünya genelinde sağlık turizmi hareketliliği yaratan birçok ülkenin sivil toplum kuruluşlarına üyelik, uluslararası arenada kendi sağlık turizmi fuarlarını organize eden ondan fazla küresel sağlık turizmi yapısı ile iş birliği ve en önemlisi 200’den fazla uluslararası sağlık sigorta şirketiyle aktif çalışmış bir yapının içinden geliyoruz.

2017 yılında yayınlanan yönetmelikle birlikte sivil toplum hareketi olarak derneğimiz ve derneğimizin içinde bulunduğu federasyonla birlikte başta Antalya, Adana, Bursa ve Konya gibi illerde tüm sektör temsilcilerinin kucaklandığı, karar vericilerin de davet edildiği yönetmelik çalıştayları yapılmış ve sağlık turizmi ile ilgili akademisyenlerin oluşturduğu sonuç raporları konu muhataplarına defaten bildirilmiştir. Uzun bir bekleme sürecinden sonra nihayet 26 Nisan 2025 tarihinde kaotik bir yönetmelik karşımıza çıkmıştır.

Tarihsel olarak yaşadığımız destinasyonda nasıl ki plansız, istişaresiz gelişen turizm segmentleri 30 yıl önce Avrupa’dan gelen turistlerin yüksek harcama potansiyelinden, düşük bütçeli turizm kollarına kaydıysa; bugün de sağlık turizminde altyapısız, plansız ve sektör paydaşlarından kopuk yapılan düzenlemeler aynı riski taşımaktadır.

Yeni yönetmelikte sektör adına somut iyileştirme niteliği taşıyan sadece üç küçük ama önemli değişiklik yapılmıştır 

1. Sağlık Turizmi Yapacak Hekimler için 5 Yıllık Tecrübe Şartının Kaldırılması: Eski yönetmelikte, sağlık turizmi kapsamında hizmet verebilmek için hekimlerin en az 5 yıllık mesleki deneyime sahip olmaları şart koşuluyordu.

Oysa Türkiye’deki kaliteli üniversitelerden mezun olmuş, YÖK onaylı diplomaya sahip hekimlerin bu ülke içinde serbestçe hekimlik yapma hakkı bulunuyorken, yabancı hastalara hizmet vermek için ayrıca 5 yıl beklemek zorunda bırakılmaları adil ve mantıklı değildi.

Örneğin; diş hekimi yerli hastaya bakabiliyor, muayenehanesini açabiliyorken, yabancı hastaya hizmet vermek istediğinde 5 yıl şartı aranıyordu.

Bu durum, genç ve nitelikli hekimlerin sistemden dışlanmasına yol açıyordu.

Bu hatalı uygulama yeni yönetmelikte düzeltilmiş ve 5 yıllık deneyim şartı kaldırılarak sektörün önü açılmıştır. Bu değişikliği memnuniyetle karşılıyoruz.

2. Muayenehane ve Küçük Diş Polikliniklerinde Yabancı Dil Bilen Personel Sayısının Bire İndirilmesi: Eski yönetmelikte, muayenehane veya küçük çaplı diş polikliniklerinde sağlık turizmi yetki belgesi alabilmek için en az iki yabancı dil bilen personel bulundurma zorunluluğu vardı.

Bu uygulama, büyüklüğüne bakılmaksızın tüm sağlık tesislerine eşit şartlar dayatıyordu.

Örneğin; 1500 personelli bir zincir hastane için de, sadece 3 kişi çalışan bir küçük muayenehane için de aynı personel zorunluluğu aranıyordu.

Bu durum küçük işletmeleri ciddi şekilde mağdur ediyordu.

Yönetmelikte yapılan değişiklikle bu sayı bire düşürülmüş, küçük işletmelere daha adil ve makul bir düzenleme getirilmiştir.

Bu değişiklik, önceki süreçte birçok kez dile getirdiğimiz bir sorunun çözümü açısından önemli bir adımdır.

3. Aracı Kuruluşlarda Yabancı Dil Bilen Personel Sayısının Dörtten İkiye İndirilmesi: Önceki yönetmelikte, sağlık turizmi aracı kuruluşlarının dört yabancı dil bilen personel istihdam etmesi zorunluydu.

Oysa büyük hastanelerde (örneğin 200-300 kişilik uluslararası hasta birimi olan hastanelerde) yalnızca iki yabancı dil bilen personel yeterli görülürken, sadece yönlendirme yapan bir aracı kuruluşta dört personel zorunluluğu sektöre aşırı bir yük getiriyordu.

Bu durum, aracı kuruluşların finansal sürdürülebilirliğini zorluyor, sektörün gelişmesini engelliyordu.
Yeni düzenleme ile bu sayı ikiye indirilmiş ve daha gerçekçi bir seviyeye çekilmiştir.

Bu değişikliği de sektör adına olumlu bir adım olarak değerlendiriyor, teşekkür ediyoruz.

Ancak, tüm bu iyileştirici adımların ardından getirilen bazı yeni zorunluluklar — özellikle akreditasyon şartı, HealthTürkiye portalına mutlak entegrasyon zorunluluğu ve komplikasyon sigortası sistemi gibi düzenlemeler — sektörümüz açısından yapısal riskler taşımaktadır.

İlk bakışta olumlu gibi algılanabilecek bu girişimlerin, mevcut saha gerçekleri ve uluslararası rekabet koşullarıyla karşılaştırıldığında, altı boş ve uygulanması imkansıza yakın süreçler olduğu anlaşılmaktadır.

Özellikle;

Bu noktada, yapılan küçük iyileştirmelerin ardından başlatılan bu büyük yapısal değişikliklerin sektörü genişletmek yerine daraltma riski taşıdığı gerçeğini özellikle vurgulamak isteriz.

Şimdi, yeni yönetmelikte yapılan radikal değişikliklerin kısa ve uzun vadeli yansımalarını detaylı şekilde ele alalım

1. Sağlık Kuruluşlarının Doğrudan Sağlık Turisti Kabulü

➔ Yeni yönetmelik ile:
Tüm sağlık kuruluşlarının aracı kuruluşlar olmaksızın doğrudan uluslararası hasta kabul edebileceği hükme bağlanmıştır.

➔ Analiz
Bu düzenleme, ilk bakışta sağlık kuruluşlarının daha hızlı ve bağımsız çalışabilmesine imkân sağlıyormuş gibi görünmektedir. Ancak aracı kuruluşların sektördeki kritik rolü göz ardı edilmiştir.

Aracı kuruluşlar, yalnızca hasta yönlendirmesi yapan yapılar değil; uluslararası hasta iletişimi, konaklama, transfer hizmetleri, kültürel adaptasyon destekleri ve acil kriz yönetimi gibi süreçlerin de yöneticisidir.
Bu hizmet zincirinin profesyonel destek olmadan doğrudan sağlık tesisleri tarafından yürütülmesi:
-Koordinasyon eksikliği,
-Hasta memnuniyetsizliği,
-Hizmet kalitesinde dalgalanmalar gibi ciddi riskler doğuracaktır.

2. Seyahat Acentesi Yetkisinin Dolaylı Şekilde Bertaraf Edilmesi

➔ Yeni yönetmelik ile:
Aracı kuruluşlar, konaklama ve transfer hizmetlerini A grubu seyahat acentesi olmasalar dahi, dışarıdan anlaşmalı bir seyahat acentesi vasıtasıyla sağlama imkânı bulmuştur.

➔ Analiz
Bu düzenleme, 1618 Sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu’na açık aykırılık teşkil etmektedir. Konaklama ve transfer işlemleri yalnızca yetkili A Grubu seyahat acentaları tarafından yapılabilirken, dolaylı anlaşmalarla bu kuralın bypass edilmesi hukuk güvenliğini zedeleyecektir.

Bu düzenleme ile birlikte:

Sağlık kuruluşlarının, yasal yetkisi olmayan şahıslar veya firmalar üzerinden konaklama/transfer organizasyonu yapmasının önü açılacak,
Hizmet kalitesi düşecek,
Uluslararası hasta haklarının korunmasında ciddi boşluklar doğacaktır.
Daha da önemlisi, bugüne kadar yetkilendirilmiş olan 1257 aracı kuruluşun;
Sağlık turizmi yetki belgesi almak için yaptığı tüm mali yatırımlar,
Yetki belgeleri için ödediği bedeller,
İşletmeyi sürdürebilmek için yapılan yatırımlar ve aidatlar,
tam anlamıyla yok hükmünde sayılmıştır.

Sektör temsilcilerinin yıllar boyunca geleceğe umutla yaptığı yatırımlar bir anda geçersiz hale getirilmiştir.

➔ Sonuç:
Sektörde yetkisiz ve denetimsiz hizmet sunumları artacak, bugüne kadar devlet güvencesine ve düzenine güvenerek yatırım yapmış profesyonel yapıların motivasyonu kırılacak, hem yerli hem yabancı hasta güvenliği tehdit altına girecektir.

3. Komplikasyon Sigortası Zorunluluğu

➔ Yeni yönetmelik ile:
Ameliyathane ortamında cerrahi müdahale yapan sağlık tesisleri için komplikasyon sigortası yaptırmak zorunlu hale getirilmiştir.

➔ Analiz
Hasta güvenliği açısından komplikasyon sigortasının önemi büyüktür.
Ancak mevcut Türk sigorta piyasasında, sağlık turizmine uygun, kapsamlı ve uluslararası standartlara uyumlu sigorta ürünleri henüz tam anlamıyla oluşmamıştır.

Bu eksik ortamda getirilen zorunlu sigorta yükümlülüğü:
Sağlık tesisleri için yeni ve ağır maliyetler yaratacak,
Sigorta şirketleri için olgunlaşmamış bir piyasada fırsatçılık zemini oluşturacaktır.

Daha da vahimi, altyapısı henüz oluşturulmamış bir sigorta sisteminde sadece “mezat gününde poliçe kesme” zorunluluğunun getirilmesi, gerçek risk analizleri yapılmadan daraltılmış içerikte poliçelerin yaygınlaşmasına yol açacaktır.

Bunun sonucunda, komplikasyon yaşayan bir yabancı hastanın sigorta kapsamı dışında bırakılarak mağdur edilmesi ve bu mağduriyetin uluslararası basına yansıması gibi büyük krizlerin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır.
Böylesi bir itibar kaybı, sadece sağlık tesislerini değil, ülkemizin sağlık turizmindeki küresel marka değerini de ağır şekilde zedeleyecektir.

➔ Sonuç:
Hazır olmayan bir sigorta sisteminde zorunluluk getirilmesi, sektörde belirsizlik, adaletsizlik ve ağır mali krizler doğuracak; olası hasta mağduriyetleri ise uluslararası arenada ülkemizin itibarına ciddi zarar verecektir.

4. Turistin Sağlığı Alanında 7 Yıldır Değişmeyen Sorunlar

➔ Yeni yönetmelik ile:
2017 yılından beri gündemde olan turistin sağlığı hizmetleri ile ilgili herhangi bir somut adım atılmamış, bu alan yeni yönetmelikte de tamamen göz ardı edilmiştir.

➔ Analiz
Turistin sağlığı hizmetleri, ülkede bulunan yabancıların hastalanması, yaralanması veya acil tıbbi ihtiyaçlarının karşılanmasını kapsayan çok önemli bir hizmet alanıdır.

Bu alan, sağlık turizmi doğrudan olmasa bile uluslararası hasta deneyimini ve ülke imajını doğrudan etkilemektedir.

Ancak yeni yönetmelikte:

Turistin sağlığı hizmeti sunan medikal asistan firmalarına ilişkin herhangi bir statü tanımlanmamış,
Bu hizmetlerin kalite standartları ve denetim süreçleri oluşturulmamış, Uluslararası sağlık sigortalarının Türkiye içindeki işleyişine dair herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Oysa son 7 yılda sektör temsilcileri, sağlık turizmi dernekleri, akademisyenler ve saha çalışanları, bu konuda sayısız rapor sunmuş, çözüm önerileri getirmiştir.

Tüm bu uyarılara rağmen turistin sağlığı alanı adeta yok sayılmıştır.
Özellikle, yıllardır sağlık turizmi sahasında çalışan ve:
Yabancı hastalarla iletişimde profesyonel tercüme desteği sunan,
Kriz anlarında hasta/hastane/sağlık sigortası arasındaki iletişimi yöneten,

Uluslararası hasta süreçlerinde uzmanlaşmış medikal asistans firmalarının,

Hiçbir hukuki statüye kavuşamadan yok hükmünde bırakılması, büyük bir zafiyet doğurmaktadır.

Bu eksiklik:
Acil durumda mağdur olan turistlerin korunamamasına,
Ülkemize gelen yabancıların memnuniyet skorlarının düşmesine,
Türkiye’nin sağlık hizmetleri itibarı üzerinde kalıcı hasarlar oluşmasına yol açacaktır.

➔ Sonuç:
Turistin sağlığı alanındaki bu düzenleme eksikliği, sahada ciddi düzensizlikler, uluslararası hasta memnuniyetsizliğinde düşüş ve uzun vadede sağlık turizmi gelirlerinde azalma riskini doğuracaktır.

5. Uluslararası Sigorta Şirketleri ve Süreç Yönetiminin Göz Ardı Edilmesi

➔ Yeni yönetmelik ile:
Uluslararası sağlık sigorta şirketlerinin işleyişine, hasta yönlendirme, ödeme garantisi, tedavi onayı ve süreç yönetimi gibi kritik aşamalara dair herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

➔ Analiz
Bugün Türkiye’ye gelen sağlık turistlerinin çok önemli bir kısmı;
Özel sağlık sigortası,
Seyahat sağlık sigortası,
Yabancı devletlerin sağlık fonları üzerinden hizmet almaktadır.

Bu sigorta şirketleri hasta kabul sürecinden ödeme garantisine, tedavi süreçlerinden iyileşme sonrası izlemeye kadar birçok aşamada süreci doğrudan yöneten taraflardır.
Ancak yeni yönetmelikte, bu sigorta şirketlerinin Türkiye içindeki işleyişine ilişkin hiçbir kural, yükümlülük ya da düzenleme öngörülmemiştir.

Bu durum;
Sağlık tesislerinin ödeme tahsil süreçlerini belirsizliğe itmekte,
Sigorta şirketleriyle hizmet sağlayıcılar arasındaki koordinasyonu kaotik hale getirmekte,
Yabancı hastaların hak kaybı ve mağduriyet yaşamasına zemin hazırlamaktadır.
Özellikle ödeme süreçlerinde yaşanabilecek aksaklıklar, hem sağlık tesislerinin finansal sürdürülebilirliğini tehlikeye atacak, hem de ülkemizin sağlık turizmindeki profesyonellik algısına zarar verecektir.

➔ Sonuç:
Uluslararası sigorta süreçlerinin düzenlenmemesi, Türkiye’nin sağlık turizminde güvenilir ülke imajını zayıflatacak, hasta memnuniyetsizliği yaratacak ve uzun vadede uluslararası hasta akışında düşüşe neden olacaktır.

6. HealthTürkiye Portalı ile Zorunlu Entegrasyon

➔ Yeni yönetmelik ile: Tüm sağlık tesisleri ve aracı kuruluşların HealthTürkiye portalına kayıt olması ve uluslararası sağlık turizmine ilişkin tüm süreçlerini bu portal üzerinden yürütmesi zorunlu hale getirilmiştir.

➔ Analiz
Dijitalleşme hedefi önemli olmakla birlikte, bu zorunluluk: 7000’e yakın sağlık tesisi ve aracı kuruluşun özgün dijital altyapılarını ve yıllar içinde oluşturdukları markalaşma çalışmalarını yok saymakta, tüm uluslararası hasta yönetimi süreçlerini merkezi bir sisteme bağlamaktadır.

Oysa sağlık turizmi sektörü doğası gereği:
-Hedef pazarlara göre esneklik,
-Yerel ihtiyaçlara göre özel pazarlama teknikleri,
-Uluslararası dijital rekabete göre özgün dijital çözümler gerektirmektedir.
-Bu portala zorunlu bağlanma uygulaması,
-Özgür rekabet ortamını zayıflatacak,
-Kurumsal çeşitliliği yok edecek,
-Türkiye’nin sağlık turizmi sektörünü bürokratik bir yapıya hapsedecektir

Ayrıca portalın teknik kapasitesinin:
6000’den fazla sağlık tesisinin ve 1000’den fazla aracı kuruluşun,

Hasta yönetimi, sürekli veri güncelleme, Uluslararası iletişim ihtiyaçlarını aynı anda karşılayabilecek olgunlukta olup olmadığı ciddi bir soru işaretidir.

Özgün dijital stratejilere ve esnek yapıya sahip başarılı sağlık kuruluşlarının zorla tek tipleştirilmesi, Türkiye’nin sağlık turizminde dinamik rekabet gücünü zayıflatacaktır.

➔ Sonuç:
Tek merkezli dijital platforma mecburi entegrasyon, kısa vadede veri yükleme ve süreç yönetimi sorunlarına, uzun vadede ise sağlık turizmi ihracatında verimsizlik, çeşitlilik kaybı ve uluslararası rekabet gücünde düşüşe yol açacaktır.

Yeni yönetmelik ile:

7. USHAŞ’ın Aşırı Yüklenmesi ve Denetim Gerçekçiliği

Sağlık tesislerinin performans kriterlerine göre değerlendirilmesi, veri akışlarının toplanması ve yerinde denetim süreçlerinin yürütülmesi doğrudan USHAŞ’a verilmiştir.

➔ Analiz
USHAŞ, mevcut durumda; Proje geliştirme, Uluslararası tanıtım organizasyonları,
Sağlık turizmi destek programları gibi faaliyetleri yürüten bir kamu şirketidir.
Ancak yeni yönetmelik ile getirilen performans denetimi ve sürekli saha kontrolü sorumlulukları, 350–400 uzman personel istihdamı,

Sektör odaklı denetim eğitimleri, denetim ve performans kriterleri geliştirme mekanizmaları gerektirmektedir.

USHAŞ’ın mevcut kapasitesi ve altyapısı bu derece yoğun ve teknik açıdan karmaşık bir denetim yükünü kaldıracak olgunlukta değildir.

Bu gerçeklik göz önüne alındığında;
Denetimlerin yüzeysel ve eksik kalması,
Şikayet odaklı subjektif değerlendirmeler yapılması,
Sektör içinde adalet duygusunun zedelenmesi kaçınılmaz hale gelecektir.
Özellikle performans değerlendirme süreçlerinin objektif, denetlenebilir ve sektörün dinamiklerine uyumlu yürütülememesi,

Türkiye’nin sağlık turizminde güven kaybı yaşamasına, sağlık tesislerinin motivasyonunun kırılmasına ve yatırımların yavaşlamasına neden olacaktır.

➔ Sonuç:
USHAŞ’ın aşırı yüklenmesi, sektörde denetim adaletine olan güvenin zedelenmesine, uzun vadede ise sağlık turizminde büyüme ivmesinin kaybedilmesine ve uluslararası rekabet gücünün düşmesine yol açacaktır.

8. Akreditasyon Zorunluluğu

➔ Yeni yönetmelik ile:
Uluslararası sağlık turizmi faaliyetinde bulunacak sağlık tesisleri için, belirli akreditasyon kuruluşlarından uluslararası geçerliliğe sahip akreditasyon belgesi alma zorunluluğu getirilmiştir.

Analiz
Elbette hizmet kalitesinin yükseltilmesi hedefi, sağlık turizmi açısından önemli bir hedeftir.
Ancak getirilen akreditasyon zorunluluğu;
Türkiye’deki sağlık tesislerinin büyük bir kısmı için ağır bir mali yük doğuracak,
Özellikle orta ölçekli hastaneler, tıp merkezleri, ağız ve diş sağlığı klinikleri için erişimi neredeyse imkânsız hale gelecektir.
Uluslararası akreditasyon belgeleri;
Yüksek danışmanlık ücretleri,
Sürekli belge yenileme zorunlulukları,
Şirket içi süreçlerde köklü değişimler, gerektirmektedir.

Bu durum, küçük ve orta ölçekli sağlık tesislerinin sağlık turizmi pazarından dışlanmasına sebep olacaktır.
Bunun yanı sıra, yeni yönetmelikte tanımlanan belge düzenleme sürecine dair ciddi belirsizlikler bulunmaktadır:

TÜSKA (Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü) tarafından sağlık turizmi için yeni bir standart hazırlanacağı belirtilmiştir; ancak bu standardın mevcut olup olmadığı, uygulama esaslarının belirlenip belirlenmediği net değildir.
Söz konusu belgeyi Bakanlık mı verecek, yoksa doğrudan TÜSKA mı düzenleyecek, bu konuda da açık bir tanımlama yapılmamıştır.

TÜSKA tarafından düzenlenecek belgenin uluslararası geçerliliği konusunda bir açıklama bulunmamakta; belge, dünya akreditasyon birliği (ISQua gibi) onayı almış bir kalite standardına mı dayanacak, yoksa sadece ulusal bir geçerliliğe mi sahip olacak, bu da net değildir.

Bu büyük belirsizlik ortamı, hem sağlık tesisleri hem de aracı kuruluşlar için operasyonel planlama yapmayı imkansızlaştırmaktadır.

Sonuç olarak sektör, net kurallardan ve öngörülebilirlikten uzak, kaotik bir sürecin içerisine sürüklenmektedir.

➔ Sonuç:
Akreditasyon zorunluluğu, sektörün geneline kalite kazandırmak yerine, küçük ve orta ölçekli sağlık tesislerini sistem dışına iterek Türkiye’nin sağlık turizminde çeşitlilik ve hizmet kapasitesinde ciddi daralmalara yol açacak; aynı zamanda, sürece dair açıklık ve uluslararası uyum eksikliği nedeniyle güven ve yatırım ortamını olumsuz etkileyecektir.

Sonuç olarak;

Ancak, yönetmeliğin genel yapısına bakıldığında, alelacele hazırlanmış, amatörce kurgulanmış, alt yapısı oluşturulmamış ve vizyoner bir bakış açısı olmadan çıkarılmış olduğu açıkça görülmektedir. Bu yönetmelik, sağlık turizmini dinamik bir sektör olmaktan çıkarıp kâğıt üzerinde bir süreç haline getirme riskini taşımaktadır.

Sağlık turizminin adından da anlaşılacağı üzere;
• Kültür ve Turizm Bakanlığı,
• Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB),
• Sağlık Bakanlığı,
• Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (yaşlı ve engelli turizmi için),

• Ticaret Bakanlığı (hizmet ihracatı yönetimi için),
• Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB)
gibi kurumlar ile uzun soluklu istişareler yapılmadan hazırlanmış bir yönetmelik, ne yazık ki sektörün gerçeklerine uyum sağlayamaz.

A Grubu Seyahat Acentesi Zorunluluğu

Ticaret Bakanlığı’nın 5448 sayılı hizmet ihracatı tanımında A grubu seyahat acentası zorunluluğu varken, bu yeni düzenleme ile bunun ortadan kaldırılması ve komplikasyon sigortası gibi yeni yükümlülüklerin teşvik süreçleriyle koordineli tartışılmadan getiriliyor olması, büyük bir uyumsuzluğun göstergesidir.

Bu da açıkça göstermektedir ki istişare ve koordinasyon eksikliği hat safhadadır ve ortaya çıkan düzenleme bir çıkmazın başlangıç noktasıdır.

Ayrıca, TÜSKA’nın hazırlayacağı akreditasyon sisteminin uluslararası düzeyde tanınırlığı, uluslararası hasta fonları ve sigorta kuruluşları tarafından kabul edilip edilmeyeceği de büyük bir soru işaretidir.

“Gelir Modeli” Mantığı

Sağlık tesisleri belirli bir “gelir modeli” mantığıyla kendi sistemine bağlamak isteyen bu yaklaşım, sektörün gerçeklerinden uzaktır ve bürokratik baskıyı artıracaktır.

USHAŞ’ın sadece kendi gelirini artırmak için sağlık turizmini merkezi bir yapı altına alma çabası, sağlık turizminin uluslararası ağlardaki güçlü ve bağımsız yapısına ağır bir darbe vuracaktır.

Özellikle medikal estetikte, birkaç haftalık kurslarla verilen yüksek bedelli belgeler üzerinden yaratılan gelir modeli yaklaşımı, burada da tekrarlanmak istenmektedir.

Yani ülkenin döviz kazanım modeli yerine, belirli kurumlara gelir yaratma modeli hedeflenmiştir.

Seyahat acentaları, sağlık turizmi dernekleri, federasyonlar ve gerçek saha aktörlerinin yok sayılması;
• 1972 yılında çıkarılan Seyahat Acentaları Kanunu’na açıkça aykırıdır,
• 1257 aracı kuruluşun bugüne kadar yaptığı tüm yatırımları yok hükmünde saymaktadır,
• Ve sahada yıllardır turistin sağlığını yöneten asistan firmalarının da sistem dışında bırakıldığını göstermektedir.

Yönetmelik sadece “ben yaptım oldu” mantığı ile oluşturulmuş, üç-beş büyük zincir hastane yöneticisiyle yapılan sınırlı istişareler üzerinden sektörün geneli yok sayılmıştır.

Sağlık turizmi, yalnızca bakanlık içi küçük bir yapının insiyatifine bırakılmayacak kadar değerli ve çok paydaşlı bir sektördür.

Bu yönetmelik ile:
• Oturma izni bile olmayan kaçak simsarlara alan açılmış,
• Seyahat acentaları ve gerçek hizmet ihracatçıları devre dışı bırakılmış,
• Ülkenin sağlık turizmindeki güçlü uluslararası ağı zayıflatılmıştır.
Asıl yapılması gereken;
• Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, TÜRSAB ve HİB gibi kurumların eşgüdümünde,
• Bölgesel sağlık turizmi derneklerinin, federasyonların, meslek örgütlerinin ve akademik camianın aktif katılımıyla,
• Gerçek bir sektör mutabakatı çerçevesinde,
• Uluslararası normlara ve uluslararası rekabet koşullarına uygun şekilde bir yönetmelik hazırlanmasıdır.

Aksi takdirde, kısa vadede ülkemize döviz kazandıran bu güçlü sektörü kendi ellerimizle baltalamış olacağız.
Bindiğimiz ağacı kesmek değil, tüm ormanı birlikte yok etmek gibi vahim sonuçlar doğurabilecektir.

Bu nedenle, sektör paydaşları olarak çağrımız şudur:

Bu yönetmelik acilen gözden geçirilmeli, yürürlükten kaldırılarak yerine sektörün tamamını kucaklayan, gerçekçi ve uluslararası rekabet gücümüzü artıracak yeni bir düzenleme yapılmalıdır.

Ülkemizin sağlık turizmindeki geleceğini korumak için, doğru adımları atmak zorundayız.